Erdem ve insanlık adına
katledenlerin, gaspedenlerin sesi olma!
1915 yılında Türk Devlet kademesinin önemli bir kısmının bilgisi dahilinde ve bir kısmının bilfiil uyguladığı Ermenilere yönelik bir yok etme faaliyeti gerçekleştirilmeye çalışılmış ve bu kısmen başarılı olmuştur. Bu olayın bahanelerinin bir kısmı (ayaklanmaların yoğunluğu) yüksek ölçüde abartılı, diğer bir kısmı da (Ermeni mezalimi) kronolojik olarak sorunludur (1917-18 olaylarının 1915 olaylarına neden gösterilemeyeceği dolayısıyla). Devlet yönetiminin bir kısmının olayları açıklığıyla bilmemesi ya da zaman zaman kırıma engel olmaya çalışması olayın devlet merkezli bir iradeyle yapılmadığını kanıtlayamaz, sözgelimi II. Dünya Savaşı suçları da birçok Nazi tarafından bilinmez. Zaten toplu yok edişlerin uygulamasına gizlilik ve propaganda da dahildir.
İşlenmiş bu suçların tümüyle bir adı vardır ama 301. Madde'nin kanun açıklamasına göre bu kavramı söylemek bile Türkiye'de yasaktır. Hatta sığ düşünce sularının sabunlaştırdığı beyinler "Soykırım İddiası" bile diyememekte İddiayı bile sözde bulmaktadırlar (Sözde Soykırım İddiası).
Belgeler meselesi de aynı amiyane şark kurnazlığıyla aptalca suistimal edilmektedir. Elbette ülkenin bu konuda cahil bırakılmış kitlelerini inandırmak oldukça kolay olduğu için tehcir belgelerinin, 1918'de Türkiye Mahkemelerinde olayın araştırılmasıyla ilgili belgelerin ve Teşkilat-ı Mahsusa belgelerinin ortaya çıkarılmadığı söylenmemekte "Belgelerimiz açık" avazıyla boş boş bağırılmaktadır. Ayrıca tarihsel olaylarda da kriminal olaylarda olduğu gibi tanıklık bir bulgu olarak geçerliyken tanıklıklardan kaynaklanan deliller de yine safdilleri kandıracak bir söylemle ("Belgeleri getir, belgeler nerede") önemsenmemektedir. Bir katlin görgü tanıklarını dinleyen bir Türk hakimi, nasıl binlerce katliam tanıklığını 'Propagandadır' yaftasıyla bir kenara atabilir?
Birkaç kadrosal tasfiyeden de geçse aynı mantalitedeki devlet kadrolarının kendi vicdanları dışında dünya üzerinde yargılanmadan hüküm sürmeye devam etmeleri, tahmin edileceği gibi bölgesel farklılıklara benzer cehennemlerin yaşatılmasını sağlamıştır (1938, 1990'lar gibi). Onların mide bulandırıcı yüzeyselliklerini yine safdil bırakılmış kitlelere 'ilericilik' diye yutturmalarına sonra geleceğiz.
Ülkenin safdilce kaderi kendisine ayar vermeye başladığı bu yıllarda dönecektir.
Gnothi seauton
